<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Güncel Haberler, Günlük Haber, Haber oku &#187; Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.tr-haber.com/cms/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tr-haber.com</link>
	<description>Güncel Haberler, Günlük Haber, Haber oku</description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Jul 2010 19:55:09 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Dismorfofobi Hastalığının Sebebleri Belirlendi</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/dismorfofobi-hastaliginin-sebebleri-belirlendi.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/dismorfofobi-hastaliginin-sebebleri-belirlendi.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 10:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/dismorfofobi-hastaliginin-sebebleri-belirlendi.jsp</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kendini beğenmeme hastalığı&#8221; olarak da bilinen &#8220;dismorfofobi&#8221;nin nedenlerini araştıran bilimadamları, bu kişilerin aynalara düşman olmasının asıl sebebini belirledi.
&#8220;Kendini beğenmeme hastalığı&#8221; olarak da bilinen &#8220;dismorfofobi&#8221;nin nedenlerini araştıran bilimadamları, bu kişilerin aynalara düşman olmasının asıl sebebinin, beyinlerinde özellikle kendi görüntülerini algılama sürecinde ortaya çıkan birtakım anomaliler olabileceğini ortaya koydu.
Los Angeles&#8217;daki Kaliforniya Üniversitesine bağlı David Geffen Tıp Okulundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kendini beğenmeme hastalığı&#8221; olarak da bilinen &#8220;dismorfofobi&#8221;nin nedenlerini araştıran bilimadamları, bu kişilerin aynalara düşman olmasının asıl sebebini belirledi.<span id="more-1207"></span></p>
<p>&#8220;Kendini beğenmeme hastalığı&#8221; olarak da bilinen &#8220;dismorfofobi&#8221;nin nedenlerini araştıran bilimadamları, bu kişilerin aynalara düşman olmasının asıl sebebinin, beyinlerinde özellikle kendi görüntülerini algılama sürecinde ortaya çıkan birtakım anomaliler olabileceğini ortaya koydu.<br />
Los Angeles&#8217;daki Kaliforniya Üniversitesine bağlı David Geffen Tıp Okulundan bir grup bilimadamı, kişinin yaşamını her yönden olumsuz etkileyen, hatta onu intihara kadar sürükleyen bu hastalığa yakalananların beyinlerinde özellikle kendi görüntülerini işleme sürecinde bir takım anomaliler olduğunu gözlemledi.<br />
&#8220;Archives of General Psychiatry&#8221;de yayımlanan araştırmayı yürüten uzmanlar, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme yöntemiyle beyin faaliyetlerini izledikleri 17 dismorfofobik hastayla 17 sağlıklı kişiye kendi resimleriyle birlikte ünlü bir aktörün fotoğrafını gösterdiler.<br />
Dismorfofobi hastalarının beyinlerinin görüntü merkezlerindeki nöronların, özellikle bireyin kendi görüntüsünü algılama sürecinde alışılmadık bir şekilde harekete geçtiğini saptayan bilim adamları, bu kişilerin, davranışları kontrol etmeye yardımcı olan &#8220;frontostriatal sistemlerinde&#8221; de bir takım anomaliler olduğunu tespit etti.<br />
Araştırma sonuçlarının bu rahatsızlığın genetiğine ışık tuttuğunu belirten uzmanlar, bu sinirsel bozuklukların doğuştan olup olmadığının ise araştırılması gerektiğine dikkati çekti.<br />
AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/dismorfofobi-hastaliginin-sebebleri-belirlendi.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saç jölesindeki tehlikenin farkında mısınız?</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/sac-jolesindeki-tehlikenin-farkinda-misiniz.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/sac-jolesindeki-tehlikenin-farkinda-misiniz.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 10:13:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/sac-jolesindeki-tehlikenin-farkinda-misiniz.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların ve erkeklerin saçlarını düzleştirmek ve güzel görünmesini sağlamak için kullanılan saç jölelerindeki tehlike sağlığınızı tehdit ediyor.
Saçlara şekil verilmesi için kullanılan saç jölesinin ve alkollü içeceklerin sinüzite yol açtığı bildirildi.
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Kulak-Burun-Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Külahlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sinüzitin burun çevresine yerleşmiş, içi havayla dolu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların ve erkeklerin saçlarını düzleştirmek ve güzel görünmesini sağlamak için kullanılan saç jölelerindeki tehlike sağlığınızı tehdit ediyor.<span id="more-1181"></span></p>
<p>Saçlara şekil verilmesi için kullanılan saç jölesinin ve alkollü içeceklerin sinüzite yol açtığı bildirildi.<br />
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Kulak-Burun-Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Külahlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sinüzitin burun çevresine yerleşmiş, içi havayla dolu boşluklar olduğunu söyledi.<br />
Sinüzitin genellikle burun hastalığına eşlik ettiği için artık adına rinosinüzit (burun-sinüs iltihabı) denildiğini belirten Külahlı, &#8221;Teşhiste, tedavisinde ve sinüzitin tekrarlanmasının önlenmesinde her zaman burun öncelikle göz önünde bulundurulmalı&#8221; dedi.<br />
Bazı durumlarda bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya soğuk algınlığının ardından sinüs enfeksiyonunun meydana gelebileceğini ifade eden Külahlı, üst solunum yolu enfeksiyonunda burun ve sinüs mukozasındaki şişlik sinüsten buruna salgı akışını bloke ederek, sinüs içinde göllenmesine ve sekonder bakteri enfeksiyonuna (sinüzite) yol açtığını söyledi.<br />
Külahlı, şöyle devam etti:<br />
&#8221;Sinüslerdeki normal salgıların dışarı akmasını engelleyerek sinüzite yol açabilen diğer durumlar arasında, büyümüş geniz etleri, burun travmaları, burun içinde sıkışıp kalmış yabancı maddeler, burun yapısındaki anormallikler, yarık damak ve dişlerdeki iltihaplanmalar yer alıyor. Yukarıda sayılan durumlar nedeniyle sinüslerdeki salgıların akışı engellendiğinde sinüs içerisinde bakteriler çoğalmaya başlayabilir. Bu da sinüzite yol açar.&#8221;<br />
Külahlı, havası çok nemli olan yerlerde veya düzensiz hava değişimi olan bölgelerde yaşayan vatandaşlarda sinüzit olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirterek, &#8221;Kirli havayı devamlı teneffüs edenler de sinüs enfeksiyonlarına meyilli olmaktadır. Kuru, düzenli ve sıcak iklimi olan yerlerde yaşayanlarda sinüzit olma oranı çok düşüktür. Havası çok nemli olan yerlerde veya düzensiz hava değişimi olan bölgelerde yaşayan vatandaşlarda sinüzit olma ihtimali daha yüksektir&#8221; diye konuştu.<br />
Burun ve sinüs içini döşeyen mukoza tabakasının fonksiyonlarını bozan sigaranın sinüziti tetiklediğini bildiren Külahlı, aktif sinüzitli hastalarda alkolün sinüzit şikayetlerini hızlandırabileceğini söyledi.<br />
Külahlı, &#8221;Aktif sinüzitliyken alkol almak sinüzitin belirtilerini şiddetlendirebilir. Başını ıslak tutan, soğuk ve rüzgardan korumayan, banyo sonrası saçını hemen kurulamayan, terliyken rüzgarda kalan, ıslak saçla dolaşan insanlar üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha kolay yakalanır. Özellikle saçların güzel görülmesini ve parlamasını sağlamak amacıyla gençler tarafından kullanılan jöle saçlarda ıslaklık oluşturduğu için sinüzite yol açıyor. Kış aylarında saçlarına jöle sürerek dışarı çıkanlar sinüzit ve nezle gibi hastalıktan kurtulamaz. Bu nedenle soğuk havalarda saçlara jöle sürerek dışarı çıkmak sinüzit gelişimini kolaylaştırır&#8221; dedi.<br />
SİNÜZİTİN BELİRTİLERİ<br />
Külahlı, soğuk algınlığı ve nezlenin hemen ardından ortaya çıkan akut sinüzitte burun tıkanıklığı, sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı, göz etrafında ağrı, diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı, yüzde basınç hissi, öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı ve kötü ağız kokusu belirtilerinin bulunabileceğini ifade etti.<br />
Akut sinüzitte kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı da görülebileceğini kaydeden Külahlı, kronik sinüzitte de koyu burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, koku alamama ve özellikle geceleri artan öksürük belirtileri görüldüğünü söyledi.<br />
KORUNMA YOLLARI<br />
Vatandaşların günlük hayatında değişiklikler yaparak sinüzitten korunabileceğini bildiren Külahlı, kış aylarında özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan havanın buhar makinesiyle nemlendirilmesi gerektiğini söyledi.<br />
Alerjisi olan vatandaşların alerji önlemlerine ve tedavisine özen göstermesi gerektiğini belirten Külahlı, şunları kaydetti:<br />
&#8221;Saman nezlesi olanlarda alerji kontrol altında olmalıdır. Tekrarlayan sinüziti olan hastaların havuza girmesi sakıncalıdır. Tıbbi tedavinin yanı sıra evde, buğu, buhar tedavisi, burun damlaları ve tuzlu suyla burun temizliği yapılarak burnun açık tutulmasına özen gösterilmesi tedavinin başarısını artıracaktır. Özellikle sık tekrarlayan üst solunum yolları sinüzite yol açabileceğinden basit bir nezle bile önemsenmelidir. Uzun sürebilecek burun tıkanıklıklarına izin verilmemeli. Sigara içilmemesi, kirli hava ve klimalı ortamlarda uzun kalınmaması kişinin kendisinin alabileceği önlemlerdir. Soğuk algınlığı sırasında bol su için, uçak seyahatinden ve su altı dalışlardan kaçının. Tekrarlayan sinüziti olan hastaların havuza girmesi sakıncalıdır. Çocuğunuzun ev tozlarına alerjisi varsa evdeki halıları azaltmalısınız. Çocuğunuz soğuk algınlığına yakalandığında buharla nemlendirici kullanmalı, yatağın baş tarafını yüksek tutarak uyumasını sağlamalı ve burun pasajını açık tutmaya çalışmalısınız.&#8221;<br />
AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/sac-jolesindeki-tehlikenin-farkinda-misiniz.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk beyni küçültüyor!</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/uykusuzluk-beyni-kucultuyor.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/uykusuzluk-beyni-kucultuyor.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 11:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/uykusuzluk-beyni-kucultuyor.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Kronik uykusuzluğun, hafıza formasyonunda etkili olan beyin korteksinde küçülmeye neden olabileceği bildirildi.
İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Hollanda&#8217;daki Nörolojik Bilimler Enstitüsünde görev yapan bir grup bilim adamı, kronik uykusuzluk hastalarının beyinlerinin sol tarafındaki gri madde miktarının, bu tür bir sorunu olmayanlara nazaran daha az olduğunu tespit etti.
Uzmanlar, uykusuzluk sorunu arttıkça merkezi sinir sisteminin ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kronik uykusuzluğun, hafıza formasyonunda etkili olan beyin korteksinde küçülmeye neden olabileceği bildirildi.<span id="more-1156"></span></p>
<p>İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Hollanda&#8217;daki Nörolojik Bilimler Enstitüsünde görev yapan bir grup bilim adamı, kronik uykusuzluk hastalarının beyinlerinin sol tarafındaki gri madde miktarının, bu tür bir sorunu olmayanlara nazaran daha az olduğunu tespit etti.<br />
Uzmanlar, uykusuzluk sorunu arttıkça merkezi sinir sisteminin ana içeriği olan gri maddenin miktarının azaldığını da gözlemledi.<br />
Şimdiye kadar bu durumun sadece post travmatik stres bozukluğu gibi ağır depresyon hastalarında görüldüğünün düşünüldüğünü belirten bilim adamları, bu bulguların ışığında uykusuzluk sorununa daha fazla özen gösterileceğini umduklarını söyledi.<br />
AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/uykusuzluk-beyni-kucultuyor.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her 4 kadından birinde migren var</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/her-4-kadindan-birinde-migren-var.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/her-4-kadindan-birinde-migren-var.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 10:38:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/her-4-kadindan-birinde-migren-var.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, Türkiye&#8217;de her 4 kadından birinde migren olduğunu söyledi.
Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, 2008&#8242;de tamamladıkları &#8221;Türkiye&#8217;de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması&#8221;nın sonuçlarına göre, Türkiye&#8217;de her 4 kadından birinde migren olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Zarifoğlu, AA muhabirine yaptığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, Türkiye&#8217;de her 4 kadından birinde migren olduğunu söyledi.<span id="more-1014"></span></p>
<p>Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, 2008&#8242;de tamamladıkları &#8221;Türkiye&#8217;de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması&#8221;nın sonuçlarına göre, Türkiye&#8217;de her 4 kadından birinde migren olduğunu söyledi.<br />
Prof. Dr. Zarifoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu tarafından, İE Ulagay-Menarini Group&#8217;un desteği ile 2008 yılında başlanan ve 3 ayda tamamlanan &#8221;Türkiye&#8217;de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması&#8217;nın sonuçlarıyla ilgili bilgi verdi.<br />
Yüz yüze yapılan görüşmelerle 21 ilde, 33 hekim tarafından gerçekleştirilen araştırmanın, 18-65 yaş arası, yarısı erkek, yarısı kadın olmak üzere 5 bin 323 kişiyi kapsadığını belirten Zarifoğlu, kadınların yüzde 24&#8242;ünde, erkeklerin yüzde 8.5&#8242;inde, ortalamada ise yüzde 16.4 oranında toplumda migren olduğunu açıkladı.<br />
Migrenin büyük şehirlerde, köy ve kasabalara göre daha sık görüldüğünün altını çizen Zarifoğlu, &#8221;Bölgeleri karşılaştırdığımızda hastalık, Doğu, Güneydoğu, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde diğer bölgelere göre daha yüksek. Grupları incelediğimizde ise eğitim ne kadar düşükse, gelir ne kadar düşükse migrenli oranı o kadar yüksek&#8221; dedi.</p>
<p>&#8221;MİGRENLİ HASTALARIN YARISI DOKTORA GİDİYOR&#8221;<br />
Prof Dr. Mehmet Zarifoğlu, araştırmanın, migrenin sanıldığından daha sık görülen bir hastalık olduğunu gösterdiğine işaret ederek, &#8221;Araştırmada baş ağrısı çekenlerin yüzde 49&#8242;unun, migrenlilerin ise yüzde 29&#8242;unun doktora başvurmadığı ortaya çıktı. 1998 yılında yapılan araştırmada, baş ağrısından rahatsız olup doktora başvuranların oranı yaklaşık yüzde 40 idi. Bu oran 10 yıl sonra yaklaşık yüzde 10 artarak, 2008 yılında yüzde 51 oldu, ama halen doktora gitme oranları çok düşük&#8221; diye konuştu.<br />
&#8221;Türkiye&#8217;de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyolojisi Çalışması&#8221; tarzındaki araştırmaların artması ve sonuçlarının daha fazla kişi ile paylaşılması sayesinde, migren ve baş ağrısına yönelik bilinç düzeyinin az da olsa yükseldiğine dikkati çeken Zarifoğlu, şöyle devam etti:<br />
&#8221;Migren de baş ağrısı da bir hastalıktır ve tedavisi mümkündür. Migrenli hastaların, ancak yarısının tetkik ve tedavi amacıyla doktora başvurduğunu gördük. Bu hastalıkla ilgili olarak doktora gitmek konusunda Batı ülkelerine göre halen gerideyiz. Hastaların, baş ağrısı çekmek yerine doktora başvurmalarını öneriyoruz. Bizim yürüttüğümüz bu ve benzer araştırmalar, toplumun bu konuda bilinçlenmesine katkıda bulunuyor.&#8221;<br />
Prof. Dr. Zarifolu, baş ağrılarının yüzde 90&#8242;ının birincil nedeninin, &#8221;migren&#8221; veya &#8221;gerilim baş ağrısı&#8221; olduğunu anlatarak, migren oranının oldukça yüksek olduğunu vurguladı.<br />
&#8221;Çalışmaya göre, her 4 kadından 1&#8242;inde migren var&#8221; diyen Zarifoğlu, hormonsal nedenlerin, strese daha fazla maruz kalma ve genetik özelliklerin, kadınları erkeklere göre migrene daha yatkın yaptığını vurgulayarak, &#8221;Kadın migrenlilerin yüzde 75&#8242;inde, az ya da çok adet dönemleriyle ilişki varlığını görüyoruz ki bu da hormonsal faktörün önemini ortaya koyuyor&#8221; ifadesini kullandı.<br />
MİGREN, SİNÜZİT VE BAŞ AĞRISI ARASINDAKİ FARK<br />
Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, migren, sinüzit ve diğer baş ağrılarının nasıl ayırt edilebileceğine ilişkin ise baş ağrılarının başlangıç şekli, ağrının şekli, stresin ne ile artıp ne ile azaldığı ile bazı tetkiklerin, bunları ayırıcı tanılarını koymakta kolaylık sağladığını ifade etti. Zarifoğlu, hastanın kendi baş ağrısı ile ilgili vereceği bilginin önemli ve tanı koydurucu olduğunun önemine değindi.<br />
&#8221;Baş ağrısı kanserin belirtisidir&#8221; inanışının da yanlış olduğunu savunan Zarifoğlu, &#8221;Tabii ki baş ağrısı, özellikle beyin tümöründe önemli bir belirtidir. Genele baktığımızda baş ağrısının, hastalarda beyin tümörüne neden olma oranı çok düşüktür, ama olduğunda da çok önemlidir. Bu şüpheyi de ancak bir hekim giderir&#8221; dedi.<br />
STRES BİRİNCİ SIRADA<br />
Prof. Dr. Zarifoğlu, çalışmaya göre, hastalığın nedenleri arasında, öncelikli olarak kişilerin çocukluk döneminde geçirdikleri taşıt tutması, alerji, baş dönmesi gibi rahatsızlıkların, migrenin parçası olabileceğine işaret ederek, ailede özellikle annede baş ağrısının çocuk için risk taşıdığını, migren ve baş ağrısını tetikleyici unsurlar arasında stresin birinci sırada yer aldığını söyledi.<br />
Zarifoğlu, araştırmanın sonuçlarına göre, migrenle ilgili şu bilgileri verdi:<br />
&#8221;Migrenlilere, sıklıkla, hatalı olarak sinüzit veya sinirsel baş ağrısı tanısı konuyor. Hastalar, ayda ortalama 6 gün ağrı çekiyor ve her atağın süresi ortalama 35 saat sürüyor. Hastaların yüzde 90&#8242;ında ataklar orta ya da ciddi şiddette görülüyor. Migren, yine yüzde 90&#8242;ında devamlı ya da kısmen hayat kalitesini, yüzde 50&#8217;sinde aile içi ilişkileri, arkadaş ilişkisini, iş ilişkisini ve okul başarısını bozuyor. Yüzde 25&#8242;inde ekonomik kayıplara yol açıyor. Hastaların ancak yüzde 40&#8242;ı doktor önerisiyle ilaç alıyor. Her migrenli ayda ortalama 7 gün ağrı kesici kullanıyor. Hastaların yüzde 8&#8242;inde aşırı ilaç kullanımı var. İlaç dışı uygulama olarak en fazla başı tülbentle sıkma, masaj, sıcak-soğuk uygulama ve başa patates yapıştırma geliyor. Migrenlilerin yarıdan fazlası, genelde şiddetli ve sık ağrılar yaşıyorlar. Hastaların bilinçsiz ilaç kullanım oranı halen yüksek. Migrenliler, migrene özgü ve iyileştirme gücü en yüksek olan ilaçları en düşük oranda kullanıyorlar. Migrende koruyucu amaçlı ilaç kullanımı oranı, Türkiye&#8217;de oldukça az. Bilinçsizce çok sık kullanılan ağrı kesiciler ise hastalarda kronikleşen baş ağrılarını ortaya çıkarmaktadır.&#8221;</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/her-4-kadindan-birinde-migren-var.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hastaneler artık kampuste toplanacak</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/hastaneler-artik-kampuste-toplanacak.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/hastaneler-artik-kampuste-toplanacak.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 10:36:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneler]]></category>
		<category><![CDATA[kampus]]></category>
		<category><![CDATA[kampus haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/hastaneler-artik-kampuste-toplanacak.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı İstanbul, Ankara ve İzmir&#8217;in de aralarında bulunduğu illerde kampüs hastaneler yapmayı planlayarak şehir merkezlerindeki hastaneleri buralara taşıyacak.
Sağlık Bakanlığı, büyük şehirlerdeki hastaneleri kampüslerde toplayacak.
İstanbul, Ankara ve İzmir&#8217;in de aralarında bulunduğu illerde kampüs hastaneler yapmayı planlayan bakanlık, şehir merkezlerindeki hastaneleri buralara taşıyacak.
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2010 yılında çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı İstanbul, Ankara ve İzmir&#8217;in de aralarında bulunduğu illerde kampüs hastaneler yapmayı planlayarak şehir merkezlerindeki hastaneleri buralara taşıyacak.<span id="more-1015"></span></p>
<p>Sağlık Bakanlığı, büyük şehirlerdeki hastaneleri kampüslerde toplayacak.<br />
İstanbul, Ankara ve İzmir&#8217;in de aralarında bulunduğu illerde kampüs hastaneler yapmayı planlayan bakanlık, şehir merkezlerindeki hastaneleri buralara taşıyacak.<br />
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2010 yılında çok sayıda hastaneyi hizmete açmayı planladıklarını bildirdi.<br />
Yeni açılacak bu hastanelerin ihtiyacı olacak tıbbi cihaz ve ürünlerle ilgili sektörde bir açılım olacağını, bunu sektör temsilcileriyle de paylaştıklarını anlatan Tosun, &#8221;Bu yıl ilk kez böyle bir şey yaptık. Sektör yetkilileriyle yaptığımız toplantıda, 2010&#8242;daki stratejilerimiz ve neler alabileceğimiz konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Onlar da ilk kez önlerini görecek şekilde politikalarını belirleyecek&#8221; dedi.<br />
Bu yıl, Sağlık Bakanlığının hastanelerinin bir arada, kampüs hastanelerde toplanmasını öngören kamu özel ortaklığıyla ilgili 5 yıllık çalışmanın sonuçlandırılmasının da planlandığını açıklayan Tosun, İstanbul, Ankara, İzmir, Samsun, Erzurum, Adana, Mersin, Antalya ve Kayseri gibi şehirlerde kampüs hastaneler yapılacağını belirtti.<br />
İlk ihaleye Kayseri&#8217;de çıkıldığını, yeni terminal binasının arkasında toplam bin 500 yataklı bir kampüs hastane yapılmasının planlandığını belirten Tosun, &#8221;Bu, Kayseri&#8217;deki bütün hastanelerin ihtiyacını karşılayacak bir yatırım olacak. İçinde bin yataklı bir genel hastane yer alacak. Bunun içinde de çocuk, kardiyovasküler, onkoloji gibi 50-100 yataklı dal birimleri, rehabilitasyon ve psikiyatri hastaneleri bulunacak&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8221;ETLİK KAMPÜSÜNÜN İHALESİNE BU AY ÇIKILACAK&#8221;<br />
Üçer bin yataklı olacak Ankara Etlik&#8217;teki kampüs hastanenin ihalesine bu ay içinde, Bilkent&#8217;tekine ise kısa sürede çıkılacağını kaydeden Tosun, bin 800 yataklı İstanbul İkitelli&#8217;de inşa edilecek kampüsün ihalesinin baharda yapılmasının planlandığını, bu şehirde başka büyük araziler bulunabilirse ikinci ve üçüncü kampüslerin de yapılabileceğini söyledi.<br />
Ankara&#8217;daki bütün hastanelerin Bilkent ve Etlik&#8217;teki kampüslerde kümelenmesini amaçladıklarını ifade eden Tosun, buralarda Sağlık Bilimleri Üniversitesi için de alan ayrılacağını anlattı. Tosun, &#8221;Bu kampüsleri birbirinin simetriği olarak planlıyoruz. İçlerinde 6 genel hastane, rehabilitasyon ve psikiyatri hastaneleri, araştırma ve eğitim merkezleri, sağlık bilimleri üniversitesi için alanlar olacak. Sağlık Bilimleri Üniversitesinde sağlık alanında eğitim verilecek tıp, eczacılık, hemşirelik ve diş hekimliği fakülteleri bulunacak&#8221; şeklinde konuştu.<br />
Bu üniversitenin açılmasına YÖK&#8217;ün de sıcak baktığını kaydeden Tosun, &#8221;Şehir merkezinde hastanemiz kalmayacak, hepsini oralara taşıyacağız. Şehir içindeki trafik ve yoğunluktan kurtararak sağlık hizmetlerini daha verimli olacağını düşündüğümüz bu alanlara alacağız. Şehir merkezlerinde 1-2 acil istasyon, semt poliklinikleri kalacak&#8221; dedi.</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/hastaneler-artik-kampuste-toplanacak.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyon izlemenin zararları</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/televizyon-izlemenin-zararlari.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/televizyon-izlemenin-zararlari.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 10:34:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kalp rahatsızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<category><![CDATA[zararlı yayın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/televizyon-izlemenin-zararlari.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Avustralya&#8217;da 6 yıl boyunca herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan 25 yaş üzeri 8 bin 800 kişi üzerinde yapılan araştırmadan ilginç sonuçlar çıktı. Televizyonun başında çok uzun saatler hareketsiz kalmak, erken ölme riskini artıyor.
Araştırmaya göre, günde 4 saat veya daha fazla televizyon karşısında kalanların, 2 saatten az izleyenlere göre kalp rahatsızlığından ölme ihtimali yüzde 80 daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Avustralya&#8217;da 6 yıl boyunca herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan 25 yaş üzeri 8 bin 800 kişi üzerinde yapılan araştırmadan ilginç sonuçlar çıktı. Televizyonun başında çok uzun saatler hareketsiz kalmak, erken ölme riskini artıyor.<span id="more-1016"></span></p>
<p>Araştırmaya göre, günde 4 saat veya daha fazla televizyon karşısında kalanların, 2 saatten az izleyenlere göre kalp rahatsızlığından ölme ihtimali yüzde 80 daha fazla. Bu kişilerin herhangi bir sebepten ölme olasılığı da az TV izleyenlere göre yüzde 46 fazla.<br />
Bunun yanı sıra televizyon karşısında harcanan her ek bir saat, kalp rahatsızlığından yaşamını yitirme riskini yüzde 18, genel sebeplerden ölüm riskini de yüzde 11 artırıyor.<br />
Katılanların yaşları, sigara kullanımı, tansiyonları gibi sağlık konuları hesaba katıldığında bile bu oranların değişmediği belirtiliyor.</p>
<p>SEBEP: HAREKETSİZ KALMAK<br />
Bu &#8220;tehlikeli&#8221; durumun nedeni ise televizyonunun kendisi değil. Araştırmayı yöneten Dr. David Dunstan, sorunun, televizyon karşısında &#8220;yanlış oturmaktan&#8221; kaynaklandığını belirtiyor.<br />
Araştırmaya göre, çok uzun süre televizyon izlemek, çok uzun süre oturmak anlamına geldiği için, bu sürede kaslar hareket etmiyor ve böylesine uzun süreli hareketsizlik metabolizmayı bozuyor. Dahası, sonrasında egzersiz yapmak televizyon karşısında çok oturmanın getirdiği olumsuz sonucu telafi etmiyor.<br />
Dunstan, insanların TV izlerken de aktif olabileceğine dikkati çekerek, reklam aralarında ayağa kalkılması, dolaşılması ve TV izlerken bazı egzersizler yapılması tavsiyelerinde bulundu.<br />
Araştırmanın detayları American Heart Association Journal&#8217;in 26 Ocak sayısında yayımlanacak.</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/televizyon-izlemenin-zararlari.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kraba dışı organ naklinde düzenleme yapıldı</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/kraba-disi-organ-naklinde-duzenleme-yapildi.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/kraba-disi-organ-naklinde-duzenleme-yapildi.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 17:04:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/kraba-disi-organ-naklinde-duzenleme-yapildi.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, akraba dışı organ nakillerinde yaşanan adli olayların tekrarlanmaması için komisyon kuruyor.
Akraba dışı organ nakillerinin ele alınacağı komisyonda, olayın polise tarafını inceleyecek bir de ekip bulunacak. Bakanlık, ayrıca rızaya dayalı &#8216;çapraz nakilleri&#8217; de kolaylaştıracak.
Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, Cihan Haber Ajansı&#8217;na yaptığı açıklamada, organ nakilleri ile ilgili temel sorunun kadavra bulunamaması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, akraba dışı organ nakillerinde yaşanan adli olayların tekrarlanmaması için komisyon kuruyor.<span id="more-910"></span></p>
<p>Akraba dışı organ nakillerinin ele alınacağı komisyonda, olayın polise tarafını inceleyecek bir de ekip bulunacak. Bakanlık, ayrıca rızaya dayalı &#8216;çapraz nakilleri&#8217; de kolaylaştıracak.<br />
Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, Cihan Haber Ajansı&#8217;na yaptığı açıklamada, organ nakilleri ile ilgili temel sorunun kadavra bulunamaması olduğunu söyledi.<br />
Kadavra bulunamadığı için, canlıdan nakillerin arttığını anlatan Şencan, &#8220;Canlıdan nakiller ise, akraba ya da akraba dışından yapılabiliyor.&#8221; dedi.<br />
Akraba dışı nakiller ile ilgili daha önce yapılan düzenlemede bazı açıklar bulunduğunu ve bu nedenle bir takım adli olaylar yaşandığını hatırlatan Şencan, &#8220;Düzenleme ile ilgili kaçağın ortaya çıktığı noktaları gördük. Bunun üzerine, akraba dışı nakiller ile ilgili geçici önlemler almıştık. Bu çerçevede, bölgesel etik kurulların denetiminden geçsin, dedik. Zaten halihazırda, o etik kurullar var. Buradan çıkan kararlar da, ulusal koordinasyon kurulunun onayından sonra uygulanıyordu. Şimdi ise, akraba dışı nakillere özel bir komisyon teşkil etme hazırlığımız var.&#8221; diye konuştu.<br />
Mevcut sistemde asayiş ile ilgili sorunların çıktığını vurgulayan Şencan, bu çerçevede kurulacak söz konusu komisyonun farklı birimleri de içine alacağını kaydetti.<br />
Şencan, &#8220;Yani işin emniyet ile ilgili boyutu da var. Bu kapsamda, hukuktan bir kişi, emniyetten bir kişi almak gibi bir taslak çalışmamız var. Bununla ilgili kurumlarla görüşüyoruz.&#8221; ifadesini kullandı.<br />
ÇAPRAZ NAKİLLER KOLAYLAŞACAK<br />
Akraba dışı organ nakillerinden birinin de çapraz nakiller olduğunu aktaran Şencan, &#8220;Mesela böbrek hastası olan (akraba olmayan) iki kişi ve kendi akrabalarına organ vermek isteyen ancak doku uyuşmazlığı bulunan iki yakınları var. O zaman, karşılıklı rıza ile çapraz olarak organlarını verebiliyorlar. Buna da çapraz nakil deniyor.&#8221; şeklinde konuştu.<br />
Şimdiye kadar çapraz nakiller ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığını ve bunun akraba dışı nakiller çerçevesinde ele alındığını kaydeden Şencan, çapraz nakilleri, akraba dışı nakillerden ayıracaklarını dile getirdi.<br />
Öte yandan, organ nakilleri ile ilgili çıkan haberlerin, vatandaşları etkilediğinin altını çizen Şencan, kafalarda oluşan en ufak bir şüphenin bile bağışları azalttığını vurguladı.<br />
Şencan, yaşanan bazı adli olaylardan ötürü bağışlarda bir geri gidiş olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>CİHAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/kraba-disi-organ-naklinde-duzenleme-yapildi.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleneksel sağlık uygulamaları riskleri</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/geleneksel-saglik-uygulamalari-riskleri.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/geleneksel-saglik-uygulamalari-riskleri.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 11:14:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/geleneksel-saglik-uygulamalari-riskleri.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Geleneksel sağlık uygulamaları, Türk toplumunun genelinde, özellikle de köylerde yaygın, çok eski devirlerden gelen ve bugün daha çok yaşlı kesim tarafından uygulanan bu yöntemler risk taşıyor.
Geleneksel sağlık uygulamalarının, Türk toplumunun genelinde, özellikle de köylerde yaygın olduğu, çok eski devirlerden gelen ve bugün daha çok yaşlı kesim tarafından uygulanan bu yöntemlerin, tıbbi açıdan riskler içerebildiği öğrenildi.
AA [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geleneksel sağlık uygulamaları, Türk toplumunun genelinde, özellikle de köylerde yaygın, çok eski devirlerden gelen ve bugün daha çok yaşlı kesim tarafından uygulanan bu yöntemler risk taşıyor.<span id="more-724"></span></p>
<p>Geleneksel sağlık uygulamalarının, Türk toplumunun genelinde, özellikle de köylerde yaygın olduğu, çok eski devirlerden gelen ve bugün daha çok yaşlı kesim tarafından uygulanan bu yöntemlerin, tıbbi açıdan riskler içerebildiği öğrenildi.<br />
AA muhabirinin Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi&#8217;nin bilimsel çalışmasıyla konuya ilişkin çeşitli araştırmalardan derlediği bilgilere göre, sağlık hizmetlerinden ve teknolojik yeniliklerden yeterince yararlanamayan, maddi imkansızlık veya başka sebeplerle doktora gidemeyen veya gitmek istemeyen kırsal alandaki ağırlıkla yaşlı kesim, nesiller boyunca aktarılan geleneksel tedavi yöntemlerini sürdürüyor.<br />
Çalışmalara göre, kırsal alandaki yaşlıların önemli kısmı mide ağrısı, soğuk algınlığı, kabızlık, yüksek ateş, öksürük, arpacık, diş ağrısı, böcek ısırığı, siğil, yanık ve baş ağrısında geleneksel yöntemlere başvuruyor.<br />
Mide sorunlarında süt, ayran, nane, şerbet gibi soğuk içecekler ile papatya, ıhlamur, maydanoz kaynatılması tercih edilirken, bal ve yoğurt da tüketiliyor.<br />
Mide sorununa geleneksel tedavilere dış kaynaklarda da rastlanırken, İtalya&#8217;da defne yaprağı ve şekerle karıştırılmış su, Jamaika&#8217;da karahindiba ve zencefil çayı, Hindistan&#8217;da ayran, Hırvatistan&#8217;da papatya, Yunanistan&#8217;da ballı nane, Polonya&#8217;da nane, İngiltere&#8217;de anason ve çilek sapından çaylar tercih ediliyor.</p>
<p>NİŞAN YÜZÜĞÜNÜ ARPACIĞA SÜRME<br />
Yaygın sağlık sorunlarında başvurulan geleneksel yöntemler arasında arpacığa müdahale dikkati çekiyor. Buna göre ısıtılmış odun, hamur koyma; çay buharına tutma; köpek dışkısı şeker, sarımsak ve nişan yüzüğü sürme şeklindeki tedavi yöntemleri, arpacık için tercih ediliyor.<br />
Aynı uygulamanın Rusya&#8217;da da yapıldığı, nikah yüzüğüyle ovulan arpacık için üç kez tükürmenin geleneksel tedavi yaklaşımı olarak benimsendiği bildiriliyor.<br />
Soğuk algınlığında terleme ve nane limon kaynatma en belirgin tedavi yöntemi olarak öne çıkarken, yüksek ateşte limonlu çay, soğuk uygulama ve sırta bardak çekme, sirkeli bez tedavi yöntemi olarak uygulanıyor.<br />
Bal, et ve ceviz içi yeme kabızlık için kullanılıyor. Bu hastalıkta sabunun fitil şeklinde kullanımı, anüsten zeytinyağlı gazete sokulması, kuru kınanın kara üzümle kaynatılıp içilmesi de tedavi yöntemleri arasında yer alıyor.<br />
BÖCEK ISIRIĞINA TÜKÜRME<br />
Siğil için dua ve yakma, böcek ısırması için ısırılan bölgeye tükürme, şeker, yoğurt, kolonya, çamur ve paslı demir sürme, geleneksel tedavi yöntemleri arasında bulunuyor.<br />
Yanıkta diş macunu, yoğurt, çamur, kireç kaymağı, tereyağı, demir pası ve tuzu kullanılması, havacıva otunun tavada inek yağına katılarak merhem yapılması gibi uygulamalar yer alırken, baş ağrısında başı sıkıca bağlama, kuvvetlice saçı çekme, alnı jiletle kesip kan akıtma, diş ağrısında ise diş üzerine ispirto, kolonya, akü asidi, tütün, yabani ot uygulamalarına rastlanıyor.<br />
Öksürüğü olan kişiye gaz yağını şekere damlatıp yedirme, sırta ve göğse bal ve nanenin yanı sıra toprak sarma, ispirto ve gaz yağı sürme, ısıtılmış havlu ve gazete koyma, boyuna anahtar asma gibi geleneksel uygulama yapılması da bilim adamlarınca saptanan yöntemler arasında bulunuyor.<br />
Bu hastalığa yönelik olarak yurt dışındaki uygulamalar arasında İngiltere&#8217;de göğüs üzerine plastik torba içinde formaldehit kristalleri konulması, Çin&#8217;de madeni parayla sırtın ovulması, İtalya&#8217;da göğüse sıcak tuğla ile tedavi, bildirilen yöntemler arasında yer alıyor.<br />
21. YÜZYIL TÜRKİYE&#8217;SİNDE<br />
Avrupa Acil Tıp Birliği Başkan Vekili Dr. Ülkümen Rodoplu, AA muhabirine, geleneksel tedavi yöntemlerine, ilk kez Niğde Aksaray&#8217;a bağlı Topakkaya beldesinde mesleğe yeni başladığı sırada rastladığını, yeni doğan bebeğin bezine sıcak tutması için konulan kil nedeniyle tetanos olduğunu belirlediklerini kaydetti.<br />
Nesilden nesile aktarılan geleneksel tedavi yöntemlerini, doğruluk payı bulunan ve sağlık açısından zararlı olabilecek şeklinde ikiye ayırdıklarını ifade eden Dr. Rodoplu, yüksek ateşte nane, limon gibi sıvı kaybını giderici müdahalenin yerinde olduğunu söyledi.<br />
Dr. Rodoplu, yanık için yoğurt, diş macunu, kabızlıkta sabundan fitil, böcek ısırığında veya yılan zehirlemelerinde yaraya tükürülmesi, baş ağrısında kan akıtılması gibi uygulamaların ise sağlık açısından önemli riskler yaratabileceğini belirtti.<br />
Dr. Ülkümen Rodoplu, bu tür müdahalelerin enfeksiyondan atardamar kesilmesine kadar önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini, yanıklarda deride kalan izlerin büyük çoğunluğunun bu yöntemlerden kaynaklandığını ifade ederek, şöyle devam etti:<br />
&#8221;Geleneksel tedavi yöntemlerini, sağlık açısından risk oluşturacak zararlara yol açacağı, erken tedaviyi geciktirici niteliği nedeniyle önermiyoruz. 21. yüzyılda yaşıyoruz. Ülkemizin her noktasında ambulans istasyonları, yakınlarında acil servisler var. Türkiye&#8217;de artık ulaşılamayan, girilemeyen hiç bir nokta bulunmamaktadır. Bunun için artık bu yöntemlerin terk edilmesi, insanlarımıza ilköğretim çağından itibaren sağlık eğitimleri verilmesi gerektiğine inanıyorum.&#8221;</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/geleneksel-saglik-uygulamalari-riskleri.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marketler ilaç satma için ne diyor?</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/marketler-ilac-satma-icin-ne-diyor.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/marketler-ilac-satma-icin-ne-diyor.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 11:12:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/marketler-ilac-satma-icin-ne-diyor.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan&#8217;ın Türkiye&#8217;de marketlerde de ilaç satılması yönüden bir çalışma başlatıldığını açıklaması tartışma konusu oldu. Eczaneler bu duruma tepkili. Peki Türkiye&#8217;deki marketler eczane olmaya hazır mı?
Marketlerin çatı kuruluşu Türkiye Perakendeciler Federasyonu&#8217;nun başkanı Şeref Songör, hükümetin marketlerde ilaç satımı ile ilgili projesini yakın takibe aldıklarını belirterek, 9 bin civarındaki marketin bu işi kotarabileceğini söyledi. Songör, &#8220;Dünyada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Erdoğan&#8217;ın Türkiye&#8217;de marketlerde de ilaç satılması yönüden bir çalışma başlatıldığını açıklaması tartışma konusu oldu. Eczaneler bu duruma tepkili. Peki Türkiye&#8217;deki marketler eczane olmaya hazır mı?<span id="more-725"></span></p>
<p>Marketlerin çatı kuruluşu Türkiye Perakendeciler Federasyonu&#8217;nun başkanı Şeref Songör, hükümetin marketlerde ilaç satımı ile ilgili projesini yakın takibe aldıklarını belirterek, 9 bin civarındaki marketin bu işi kotarabileceğini söyledi. Songör, &#8220;Dünyada bu uygulanıyor, Türkiye&#8217;de de yapılabilir.</p>
<p>Marketlerin üçte biri, üst seviyede eczane mantığında reyon bulundurabilecek alt yapıya sahip.&#8221; dedi.</p>
<p>HANGİ İLAÇLAR SATILIYOR?</p>
<p>ABD&#8217;de, &#8220;Drugstore&#8221; olarak isimlendirilen, 1900&#8242;lü yılların başından günümüze geliştirilerek uygulanan ve zamanla zincirlere dönen, içinde ilaçların da satıldığı marketler, reçeteli ilaç satışında yüzde 20&#8242;lik paya ulaştı.<br />
ABD Ulusal Eczane Zincirleri Derneği&#8217;nin açıkladığı son verilere göre, 2008&#8242;de 253.6 milyar dolarlık reçeteli ilaç satışının yapıldığı Amerika&#8217;da, satışların 10.2&#8217;sini süpermarket zincirlerinin içindeki, yüzde 9.8&#8242;ini de daha büyük süpermarket zincirlerinin içindeki eczaneler yaptı. Reçeteli ilaçların yüzde 21.7&#8217;si posta siparişiyle, yüzde 17.3&#8242;ü bağımsız eczaneler tarafından satılırken, en büyük paya, yüzde 41 ile marketler içinde bulunmayan geleneksel zincir eczaneler sahip oldu.<br />
Süpermarket zincirlerinde satılan reçeteli ilaçlar toplamda 25.77 milyar dolarlık satış rakamına ulaşırken, &#8220;kitlesel market&#8221; olarak adlandırılan daha büyük süpermarket zincirlerindeki reçeteli ilaç satışı ise 24.77 milyar dolar oldu.<br />
REÇETESİZ İLAÇ PAZARI 16.8 MİLYAR $<br />
Reçetesiz ilaç satıcılarını bir araya getiren ABD Tüketici Sağlık Ürünleri Derneği&#8217;nin verilerine göre ise ülke genelinde 750 bin markette bu ürünlere ulaşılıyor. Derneğin 2008 yılı istatistiklerine göre Amerika&#8217;da toplam 16.8 milyar dolarlık reçetesiz ilaç satışı yapıldı.<br />
Marketlerde satılan ve &#8220;tezgah üstü&#8221; olarak isimlendirilen baş ağrısı geçirici, öksürük şurubu, migren ve mide yatıştırıcıları, ağrı gidericiler gibi reçetesiz ilaçlar, ABD&#8217;de günlük olarak yoğun şekilde kullanılıyor ve herhangi bir eczacıya gereksinim duymadan marketlerden alınabiliyor. Amerika&#8217;da 56 binin üzerinde eczane bulunuyor. Eczanelerden 39 bini geleneksel zincir eczaneler, süpermarketler ve daha büyük süpermarketler tarafından işletilirken, 17 bine yakın da bağımsız eczane sahibi eczacı var. (AA)</p>
<p>Başbakan Erdoğan&#8217;ın marketlerde ilaç satışı yapılabileceği yönündeki açıklamaları kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Eczacılar uygulamaya karşı çıkarken, marketçiler benzer örneklerin dünyada olduğunu, Türkiye&#8217;de de yapılabileceğini belirtiyor.</p>
<p>Aynı zamanda Makro Market&#8217;in de yönetim kurulu başkanı olan Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör, Cihan&#8217;a yaptığı açıklamada, Avrupa ve ABD&#8217;deki marketlerde bu konuda iki türlü uyguluma bulunduğuna işaret etti. Songör, &#8220;Birincisi eczacı çalıştıran, eczacı kontrolünden oluşan reyonlar var.</p>
<p>Buralar tam bir eczane hizmeti veriyor. İkinci olarak ağrı kesiciler, vitaminler gibi özel bir reçete gerektirmeyen ürünlerin satıldığı reyonlar var.&#8221; diye konuştu.<br />
Gerekli yasal çalışmaların tamamlanması halinde, Türkiye&#8217;de de benzer bir uygulamanın başlayabileceğini ifade eden Songör, &#8220;Marketler bu işi kotarabilecek düzeyde. Dünyada yapılıyor, Türkiye&#8217;de de yapılabilir.&#8221; ifadesini kullandı. Marketlerde ilaç satışının eczaneleri yok edeceği görüşüne katılmayan Songör, &#8220;Eczacılık mesleği ölmez.&#8221; dedi.<br />
Bugüne kadar, marketlerde ilaç satışı ile ilgili herhangi bir talepte bulunmadıklarını ancak, bu yönde çalışmalar yapıldığı duyumlarını aldıklarını ifade eden Şeref Songör, Türkiye&#8217;de 9 bin civarında market bulunduğunu belirterek, &#8220;Yönetmelik çıkarsa, bu marketlerden üçte biri, üst seviyede eczane mantığında reyon bulundurabilecek alt yapıya sahip. Geri kalanları da, ağrı kesiciler gibi reçetesiz ilaçların satışı için uygun.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>CİHAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/marketler-ilac-satma-icin-ne-diyor.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tedavi edilmeyen sarılıklı bebekler için uyarı</title>
		<link>http://www.tr-haber.com/tedavi-edilmeyen-sarilikli-bebekler-icin-uyari.jsp</link>
		<comments>http://www.tr-haber.com/tedavi-edilmeyen-sarilikli-bebekler-icin-uyari.jsp#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 11:10:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sarılık]]></category>
		<category><![CDATA[sarılıklı bebek]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi edilmeyen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tr-haber.com/tedavi-edilmeyen-sarilikli-bebekler-icin-uyari.jsp</guid>
		<description><![CDATA[Yeni doğan bebeklerde çeşitli nedenlerle görülen sarılık, tedavi edilmediği takdirde beyinde ciddi hasarlara neden oluyor
Zeka bozukluğu başta olmak üzere, sağırlık, öğrenme güçlüğü, istemsiz hareketler, spastisite ve zeka geriliği gibi etkiler görülebiliyor. Bebeklerde sarılık doğar doğmaz yapılan bir takım testlerle anlaşılabilirken özellikle gözde ve ciltteki sarı renk hastalığın habercisi olarak biliniyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Çocuk Sağlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni doğan bebeklerde çeşitli nedenlerle görülen sarılık, tedavi edilmediği takdirde beyinde ciddi hasarlara neden oluyor<span id="more-726"></span></p>
<p>Zeka bozukluğu başta olmak üzere, sağırlık, öğrenme güçlüğü, istemsiz hareketler, spastisite ve zeka geriliği gibi etkiler görülebiliyor. Bebeklerde sarılık doğar doğmaz yapılan bir takım testlerle anlaşılabilirken özellikle gözde ve ciltteki sarı renk hastalığın habercisi olarak biliniyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kendirci, yeni doğan bebeklerde en sık görülen klinik bulgulardan birisi olan sarılığın, tedavi edilmemesi halinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği uyarısında bulundu.<br />
Sarılığı, &#8216;vücuttaki yaşlı veya işlevsiz alyuvarların karaciğer, dalak ve kemik iliğinde parçalanması sonucunda oluşan hemoglobinin yıkım ürünlerinden bilirubin denilen maddenin kanda artması sonucu ciltte oluşturduğu bulgu&#8217; olarak açıklayan Prof. Dr. Kendirci, bu maddenin vücuttan atılması gerektiğini söyledi.<br />
Bu işlemden sonra hastalığın safra yoluyla bağırsaklara geçerek atılabileceğine dikkat çeken Kendirci, &#8220;Eğer altta yatan ciddi bir neden yoksa yeni doğan sarılığı, yaşamın ilk 24 saatinden sonra görülür. Zamanında doğmuş bir bebekte ilk 7 günden sonra, erken doğmuş bebeklerde ise ilk 10 günden sonra görülmez. Aksi halde uzamış sarılıktan söz edilir ve ayrıntılı incelenmesi gerekir.&#8221; dedi.<br />
Doğum öncesi yaşamda bebeklerin alyuvarlarının oksijen taşıma kapasitelerinin daha fazla olması gerektiğinden alyuvar kitlesinin erişkin insana göre daha fazla olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kendirci, kandaki ömürlerinin de erişkinlere göre daha kısa olduğunu, dolayısıyla erişkine göre yeni doğan bebekte fazla sayıda alyuvarın daha kısa sürede parçalandığını kaydetti. Artmış bilirubin yüküne karşın yeni doğan bebeğin karaciğerinin bu yükü arındıracak kadar olgunlaşmamış olduğunu aktaran Kendirci, &#8220;Bu nedenle biliruninin kandan temizlenmesi zaman alır ve ciltte sarılık ortaya çıkar. Prematüre dediğimiz zamanından önce doğmuş bebeklerde ise yeterince olgun olmadıklarından sarılık daha sık ve daha yüksek değerlerle karşımıza çıkar. Anne sütüyle beslenen bebekler erken dönemde sararabilirler. Ancak bu durumda bebeğin temel besin kaynağı olan anne sütü kesilmemelidir. Tersine daha sık emzirilerek bebeğin sıvı ve kalori gereksinimi giderilmelidir.&#8221; şeklinde konuştu.<br />
Konjuge olmamış bilirubinin kanda çok yüksek düzeylere eriştiğinde yeni doğan bebeğin sinir sistemi üzerinde çok ciddi kalıcı hasarlara neden olabileceğine değinen Prof. Dr. Kendirci, bilirubinin kanda çok yüksek düzeylere eriştiğinde, kan-beyin engelini aşarak yağdan zengin bir organ olan beyinde birikerek ciddi zedelenmelere yol açacağını vurguladı. Bu zedelenmelerin, etkilenmenin derecesine göre, sağırlık, öğrenme güçlüğü, istemsiz hareketler, spastisite, zeka geriliği gibi etkenlere yol açabileceği uyarısında bulunan Kendirci, &#8220;Yeni doğan sarılığı önce gözlerin beyazında ortaya çıkar, bilirubin düzeyleri arttıkça yüzde, gövdede belirgin hale gelir. Özellikle sarılık bacakların üst kısmında görülmeye başlandığında cilde basmakla kaybolmayan sarı bir renk gözleniyorsa; bu durum, bilirubinin kanda yüksek düzeylere eriştiğinin işareti olabilir. Ancak özellikle deneyimsiz anne-babaların gövdede sarılık belirgin hale geldiğinde hekimlerine başvurması gerekir. Eğer gerekli görülürse bebekten topuktan alınacak az bir miktar kanla kandaki bilirubin düzeyleri tetkik edilebilir.&#8221; açıklamasında bulundu.<br />
AİLE&#8217;NİN YAPACAKLARI<br />
Bebeğin anne tarafından sık sık emzirilmesi teşvik edilmeli ve anneye yardımcı olunmadır. Uzun süre beslenemeyen bebeklerin daha çok sararacağı unutulmamalıdır. Her ne kadar yeni doğan bebeklerin büyük çoğunluğunda sarılık gözleniyorsa da, bunların bir kısmı tedavi gerektirdiğinden; sarılık fark edildiğinde bebek dikkatle gözlenmeli, sarılık gövdede belirgin olduğunda bir çocuk hekimiyle temas kurulmalıdır. Özellikle emmede zayıflık, sürekli uyuma, normal hareketlerinin azalması, geç dönemde tiz sesli ağlama ve vücutta kasılma kanda bilirubinin çok artığının göstergesi olabilir. Zaman yitirmeden hekime başvurulmalıdır.</p>
<p>CİHAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tr-haber.com/tedavi-edilmeyen-sarilikli-bebekler-icin-uyari.jsp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
